Beyazsevgi Forum Sitesi

22 Mayıs 2012, 14:32:43
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular
 
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 7
Yazdır
Gönderen Konu: Beyazsevgi Masallar Diyarı  (Okunma Sayısı 1750 defa)
`Duâ´
Ya sabır Ya selamet !
Forum Yöneticisi
Hero Member
*****

Beğen: +59/-0
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 9454


Sen’de bir Ben’sizlik Var..


« Yanıtla #5 : 16 Eylül 2011, 10:35:13 »


Yoksul Kunduracı



 
 Eski zamanlarda, ülkenin birinde yoksul bir kunduracı ve karısı yaşarmış. Kunduracı çok yaşlandığı için artık eskisi gibi çalışamıyormuş. Kazandıkları para ancak karınlarını doyurmaya yetiyormuş.
Kunduracı, bir gece elinde kalan son deriyi de ertesi gün ayakkabı yapmak için hazırlayıp tezgahın üzerine koymuş. Yatmaya gitmiş.
Ertesi sabah her zamanki gibi erkenden kalkmış.
Tezgahın üzerine bakınca çok şaşırmış. Çünkü bir çift ayakkabı duruyormuş. Ayakkabılar öyle güzelmiş ki, müşterilerden biri bunları görünce çok beğenmiş.
Hemen satın almış. Yaşlı kunduracı kazandığı paralarla iki çift ayakkabı yapabilecek kadar deri satın almış.
Derileri o akşam yine ertesi gün ayakkabı yapmak üzere hazırlamış. Sabahleyin kalktığında bu kez iki çift ayakkabı bulmuş.
Dükkana gelen müşteriler ayakkabıları çok beğenip bol bol para vermişler.
Kunduracı bu durumdan çok memnunmuş. Artık pazara gidip yeterince deri alabilecekmiş.
O akşam yine derileri hazırlarken ertesi sabah ne göreceğini tahmin edebiliyormuş.
Gerçekten de düşündüğü gibi olmuş. Sabah kalktığında dört çift gıcır gıcır ayakkabı tezgahın üzerinde duruyormuş.
Günler böyle geçmeye başlamış.
Yoksul kunduracı artık geçim sıkıntısı çekmiyormuş. Kazandığı paralarla istediği kadar deri alabiliyormuş. Hatta bir miktar da para arttırıp gelecek günler için saklıyormuş.
Kunduracı bir gün karısına:
- Bu böyle olmayacak. Bize yardım edenlerin kim olduklarını mutlaka öğrenmemiz gerek. Bunun için bu gece saklanarak onları gözetleyeceğim, demiş.
Yine derileri hazırlayıp tezgahın üzerine bırakmış. Karısı da odanın aydınlanması için mum yakarak masanın üzerin koymuş.
Bütün hazırlıklar tamamlanınca karı koca odadaki dolabın içerisine girerek beklemeye başlamışlar.
Vakit gece yarısı olunca birden tıkırtılar duyulmaya başlamış. Kapı açılmış. Çok sevimli iki minik adam içeri girmişler.
Tezgahın yanına gelerek kunduracının bıraktığı derilerden ayakkabı yapmaya başlamışlar.
Karı koca hayretle onları izliyorlarmış. Cüceler işlerini bitirerek sabaha karşı gitmişler.
Ertesi gün kunduracı düşünmeye başlamış. Kendisini fakirlikten kurtaran bu adamlara teşekkür etmek istiyormuş, ama nasıl?
Akşam olunca karısına:
- En iyisi minik adamlar için güzel kıyafetler hazırlayalım, demiş.
Hemen işe koyulmuşlar. Onlar için minik elbiseler, ayakkabılar hazırlamışlar.
Ertesi gece kunduracı tezgahın üzerine kesilmiş deriler yerine hazırladıkları hediyeleri bırakmış.
Yine bir mum yakarak dolabın içine saklanmışlar.
Az sonra kapı açılmış. Minik adamlar tezgaha yaklaşınca kendileri için bırakılan hediyeleri fark etmişler.
Sevinçle dans etmeye başlamışlar. Sonra hoplaya zıplaya gitmişler. İki minik adam bir daha hiç görünmemişler.
Ama, kunduracı ile karısı, minik adamlar sayesinde kazandıkları parayla ömür boyu rahat yaşamışlar. Onları da hiç unutmamışlar.
Kayıtlı




`Duâ´
Ya sabır Ya selamet !
Forum Yöneticisi
Hero Member
*****

Beğen: +59/-0
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 9454


Sen’de bir Ben’sizlik Var..


« Yanıtla #6 : 16 Eylül 2011, 10:35:41 »

tavşan ile kamlumbaga

Tavşanın birisi çok övünüyormuş.

- Bu ormanda benden hızlı koşan yoktur. Varsa gelsin yarışalım diye söyleyip geziyormuş. Kaplumbağa bir gün:
- O kadar böbürlenme kendine de o kadar güvenme. Ben senden daha hızlı koşarım.İstersen
yarışalım, demiş .
Tavşan kaplumbağanın bu sözlerine kahkahalarla gülerek:
- Sen mi benimle yarışacaksın. diyerek alay etmiş. Ama yinede yarışı kabul etmiş.

Yarışın başlangıç ve bitiş yerlerini belirlemişler,yarış başlamış.
Tavşan çok hızlı başlamış. Ama biraz ileriye gidince geri dönüp bakmış ki tavşan, kaplumbağa hiç görünmüyor. Yatmış bir ağacın dibine uyumuş. Uyandığında. , bakmış ki kaplumbağa yarışı bitirmek üzere.
Tavşan koşmuş fakat kaplumbağa varış yerine ondan önce ulaşmış.
Kaplumbağa tavşana:
“ Hiçbir zaman kendini başkalarından üstün görme.
Sen, uyudun, Ben çalışarak seni seçtim”demiş ...
Kayıtlı




`Duâ´
Ya sabır Ya selamet !
Forum Yöneticisi
Hero Member
*****

Beğen: +59/-0
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 9454


Sen’de bir Ben’sizlik Var..


« Yanıtla #7 : 16 Eylül 2011, 10:36:17 »

Çizmeli Kedi


Bir zamanlar, üç oğlu olan bir değirmenci varmış. Değirmenci ölünce büyük oğluna değirmen, ortanca oğluna eşek, küçük oğluna da kedi miras kalmış. Küçük oğlu bu duruma çok üzülmüş.

“Kedi ne işine yarar ki insanın?” diye yakınmış. “Pişirip yiyemezsin bile.” Kedi bunu duymuş ve hemen cevap vermiş. “Kötü bir mirasa sahip olmadığınızı göreceksiniz efendim. Bana boş bir çuval ve bir çift de çizme verirseniz, neye yarayacağımı görürsünüz.”

Şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalan çocuk, kedinin istediklerini yapmış. Kedi çizmeleri giyince ayna karşısına geçmiş ve kendini pek beğenmiş. Sonra kilerden taze bir marulla güzel bir havuç seçip ormanın yolunu tutmuş. Ormanda çuvalın ağzını açmış, marulla havucu çuvalın içine yerleştirip bir ağacın arkasına saklanmış. Çok geçmeden taze sebzelerin kokusunu alan küçük bir tavşan çuvalın yanına gelmiş, zıplayıp içine atlamış. Kedi saklandığı yerden çıkıp çuvalın ağzını sıkı sıkı bağlamış. Ancak Çizmeli Kedi tavşanı efendisine götürmek yerine doğruca saraya gidip Kral’la görüşmek istediğini söylemiş. Kral’ın huzuruna çıktığında yere eğilerek, “Yüce Efendimiz, size Efendim Marki’den bir hediye getirdim,” demiş. Bu hediye Kral’ın çok hoşuna gitmiş.

Üç ay boyunca Çizmeli Kedi saraya o kadar çok hediye götürmüş ki, Kral artık onun yolunu gözler olmuş. Derken Çizmeli Kedi’nin dört gözle beklediği gün nihayet gelmiş çatmış. “Bana sakın neden diye sormayın ve bu sabah ırmağa gidip yıkanın,” demiş sahibine. Çizmeli Kedi, o sabah Kral’ın Prenses’le, yani kızıyla birlikte ırmağın kenarından geçeceğini biliyormuş.

O sabah, Kral’ın faytonu ırmağın yakınından geçerken Çizmeli Kedi telaşla yanlarına yaklaşmış. “Yardım edin! Yardım edin!” diye bağırmış. “Efendim Marki boğuluyor!” Kral hemen bir alay askerini ırmağa yollamış.

Fakat Çizmeli Kedi bununla da kalmamış. Kral’a, efendisi ırmakta yüzerken hırsızların onun elbiselerini çaldıklarını söylemiş. (Oysa Çizmeli Kedi, efendisinin elbiselerini çalıların arkasına kendisi gizlemiş!) Kral, hiç gecikmeden Marki’ye bir takım elbise yollamış. Tahmin edeceğiniz gibi Çizmeli Kedi’nin sahibi, kendisine Marki denmesine çok şaşırmış, ama akıllılık edip hiç sesini çıkarmamış.Marki güzelce gyidirildikten sonra Kral onu gideceği yere götürmek için faytonuna davet etmiş ve kızıyla tanıştırmış.

Prenses, iki dirhem bir çekirdek giyinmiş olan Marki’ye bir bakışta âşık olmuş.O sırada Çizmeli Kedi koşa koşa oradan uzaklaşmış. Çok geçmeden büyük bir tarlada ot biçen insanlara rastlamış. “Beni dinleyin!” diye bağırmış. “Kral bu yöne doğru geliyor. Size bu tarlaların kime ait olduğunu sorarsa ona efendim Marki’ye ait olduğunu söyleyeceksiniz. Yoksa sizi dilim dilim doğrattırırım!”

Sonra Çizmeli Kedi bir süre daha koşmuş ve büyük bir tarlada buğday biçen adamlara rastlamış. Aynı şeyi onlara da söylemiş. Sonra tekrar koşmuş ve her rastgeldiği insana aynı şeyleri tekrarlamış. Derken Dev’in şatosuna varmış.

Kral’ın Faytonu Çizmeli Kedi’nin geçtiği yerlerden geçerken Kral her rastgeldiği insana, “Bu tarlalar kime ait?” diye soruyormuş. Her defasında da aynı cevabı alıyormuş. Kral, Marki’nin bu kadar çok toprağa sahip olmasına şaşırmış. (Çizmeli Kedi’nin sahibi de öyle!) O sırada Çizmeli Kedi Dev’in şatosunda başka bir işler çevirmekle meşgulmüş. “Dev,” demiş Çizmeli Kedi, Dev’in nefesinin kokusundan iğrendiğini gizlemeye çalışarak. “Senin aynı zamanda müthiş bir sihirbazlık gücünün olduğunu söylüyorlar, doğru mu?”
“Öyle diyorlarsa, öyledir,” demiş Dev alçakgönüllülükle.

“Örneğin, istersen hemen bir aslana dönüşebildiğini söylüyorlar,” demiş Çizmeli Kedi. Bunu söyler söylemez Dev hemen kendini bir aslana dönüştürüvermiş. Çizmeli Kedi kendini dolabın üzerine zor atmış. Dev tekrar eski haline dönünce dolaptan aşağı inmiş. “Mükemmel!” demiş Çizmeli Kedi. “Ama fare gibi küçük bir şeye dönüşmek senin gibi cüsseli biri için imkânsız olmalı!”

“İmkânsız mı?” diye gülmüş Dev. “Benim yapamadığım şey yoktur!” Dev bir anda fareye dönüşmüş, Çizmeli Kedi de onu hemen yutmuş. Derken Kral, Dev’in şatosuna varmış. Şatonun artık kime ait olduğunu tahmin etmişsinizdir herhalde! Çizmeli Kedi Kral’ın faytonunu şatonun yolunda karşılamış. “Bu taraftan gelin,” demiş. “Sizi bir ziyafet bekliyor.” (Dev o gün birkaç arkadaşına bir ziyafet vermeyi planladığı için yemeklerle donatılmış büyük bir masa hazır bekliyormuş!”

O gün sonunda Çizmeli Kedi’nin sahibi marki Prenses’le nişanlanmış. Bir hafta sonra da evlenmişler. Çizmeli Kedi’ye ne mi olmuş? Dokuz canından dokuzunu da sefa içinde sürmüş ve bir daha da fare avlamasına gerek kalmamış - ara sıra avlamış, o da kedi olduğunu unutmamak için.
Kayıtlı




`Duâ´
Ya sabır Ya selamet !
Forum Yöneticisi
Hero Member
*****

Beğen: +59/-0
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 9454


Sen’de bir Ben’sizlik Var..


« Yanıtla #8 : 16 Eylül 2011, 10:36:56 »

KÜL KEDİSİ

Zengin bir adam,karisi öldükten sonra,biricik kizinin annesiz büyümemesi için yeniden evlendi.Üvey anneninde iki kizi vardi.Çok güzel olan bu kizlarin kalpleri çok kötüydü.Bu kizlar üvey kardeslerini kiskandiklari için ona bütün gün evin en agir işlerini yaptiriyorlardi.Yataginda degil küllerin içinde yatiriyorlardi.Güzel kız sürekli küllerin üstünde yattigi için de ona "Külkedisi"diyorlardi.

Bir gün kral sarayda bir balo veriyordu. Kralin amaci baloya gelen kızlar arasindan ogluna bir gelin seçmekti.Kentteki bütün kizlar bu baloya davetliydiler.Külkedisi de bu baloya gitmek istiyordu ama üvey annesi izin vermiyordu.Ve bir tas mercimegi küllerin arsina döktü bunlari toplarsan bizimle gelebilirsin dedi.Bunun üzerine Külkedisi bahçedeki bütün güvercinleri kendisine yardim etmeleri için çagirdi,hepsi geldiler ve yarim saatte toplama isini bitirdiler.Külkedisi sevinçle üveyannesine kostu,fakat o;Bizimle gelemezsin senin güzel giysilerin yok dedi.Sonra biz küçük düseriz dedi ve kizlarini alarak aceleyle oradan uzaklasti.

Külkedisi kosarak öz annesinin findik agaci altindaki mezarina gitti:"Agaçcik öyle bir sallan ki,üzerime altin ve gümüs düssün "diye aglamaya basladi.Birden beyaz bir kus, altin bir elbise ve gümüsle islenmis pabuçlari yere atti.Külkedisi elbiseyi giyince o kadar güzel olduki,saraya gittiginde kimse onu tanimadi.Prens balo boyunca hep onunla dans etti,ve sonra sessizce ayrildi.Öbür gün yine annesinin mezarina gitti.Bu kez kus daha güzel bir elbise ve altin ayakkabilar atti.Ama balo bitmeden balodan ayrilmasi gerektigini yoksa eski elbiseler içinde kalacagini anlatti. Külkedisi saraya geldiginde herkes bu güzel kizin kim oldugunu merak ediyordu.Prens yine onunla dans etti bütün gün ve külkedisini birakmak istemedi,ama külkedisi gitmeliydi.Külkedisi telas içinde baloyu terkederken sol ayakkabisi merdivenlere takilip kaldi.

Prens ayakkabiyi aldi ve bu ayakkabi kentte kimin ayagina uyarsa,onunla evlenecegini bildirdi ve kentteki bütün evleri dolasmaya basladi. Böylece ev ev dolasirken Külkedisi'nin evine geldi. İki kiz kardes küçük ayaklara sahip olduklari için seviniyorlardi. Fakat ayakkabilar uymadi,Prens sordu "baska ayakkabilari deneyecek kim var" dedi.Üvey anne"Bir de Külkedisi var ama onu çagırmaya hiç gerek yok "dedi.Prens israr edince Külkedisi'nin elini yüzünü temizleyip Prens'in huzuruna getirdiler.Ayakkabiyi denediler,ayakkabi Külkedisi'ne oldu. Prens de dans ettigi güzel kizi tanimisti:"Sonunda sizi buldum,siz dünyanın en iyi kalpli ve en güzel kizisiniz.Benimle evlenirmisiniz?"dedi.Külkedisinin gözleri sevinçle parliyordu.Yakisikli prens'e "Evet"dedi.

Üvey anne ve iki kiz kardes hirslarindan ne yapacaklarini sasirdilar. Prens Külkedisi'ni atina bindirip sarayina götürdü ve ömür boyunca mutluluk içinde yasadilar....
Kayıtlı




`Duâ´
Ya sabır Ya selamet !
Forum Yöneticisi
Hero Member
*****

Beğen: +59/-0
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 9454


Sen’de bir Ben’sizlik Var..


« Yanıtla #9 : 16 Eylül 2011, 10:37:29 »

KURBAGA PRENS


Bir zamanlar yedi güzel kızı olan bir kral varmış. Bu kızların en güzeli en küçük olanmış. Güzel günlerde sarayın yakınındaki serin gölün kıyısında altın topuyla oynamaya bayılırmış. Bir gün kız topunu havaya atmış ve beklenmedik bir şey olmuş. Top göle düşmüş! "Topum gitti!" diye ağlamış kız. "Ben senin topunu getiririm," demiş gölün kıyısındaki küçük bir kurbağa. "Ama benimle arkadaş olacağına, yemeğini paylaşacağına ve geceleri yatağına alacağına söz verirsen, " diye devam etmiş kurbağa. "Tamam " demiş kız. Ama kurbağa suya dalıp kızın topunu ona gerir vermez koşarak saraya dönmüş.

Akşamleyin kral ve ailesi sofraya oturmuşlar. Tam yemeğe başlamak üzerelerken kapıdan bir vraklama sesi gelmiş. Küçük prenses duymazdan gelmeye çalışmış. Ama kral meraklanmış. " Kim o?" diye sormuş. Prenses bunun üzerine kurbağaya verdiği sözü babasına anlatmış. " Söz sözdür kızım," demiş babası. Böylece prensesin nefret dolu bakışlarına rağmen kurbağaya sofrada yer verilmiş.

Yemekten sonra kız tek başına yatağına yönelmiş. Kurbağa masadan, " ya ben ne olacağım? " diye vraklamış. Kral kızına, "Verilen sözlerle ilgili söylediklerimi unutma" demiş. Prenses kurbağayı yanına alıp odasına götürmüş ve bir köşeye bırakmış. " Yastığına gelmek isterim demiş," kurbağa. Prenses gözyaşları içinde kurbağayı yastığına bırakmış.

Tam o anda kurbağa yakışıklı bir prense dönüşmüş. "Korkma, " diye gülümsemiş. " Bir cadı beni kurbağa yapmıştı ve bu büyüyü ancak bir prenses bozabilirdi. Umarım arkadaş olabiliriz. Hem bak artık bir kurbağa değilim." Prens ve prenses çok geçmeden evlenmişler ve düğünlerinde tabii ki bazı yeşil dostlarını da davet etmeyi unutmamışlar
Kayıtlı




Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 7
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: